Covid-19 Pandemi Sürecinde Gelişmekte Olan Piyasalardaki Gelişmelerin Uluslararası Ekonomi Politiğin Üç Ana Yaklaşımı Açısından Değerlendirilmesi

 İnsanların sağlığını tehdit eden Covid-19, aynı zamanda küresel ekonomik krizi de beraberinde getirmiştir. Bu bağlamda, devletler krizden en az zararla kurtulabilmek için tedbir paketleri açıklamıştır. Bu paketlerle devletlerin, ekonomiye müdahalelerinin ne denli faydalı olacağını, ekonomideki yıllık büyüme/daralma oranları gösterecektir. IMF’in yayınladığı raporda, Avrupa’da toplamda %7,3 daralma olacağı ve işsizlik oranlarının da yükseleceği öngörülmektedir.

Covid-19 Pandemi Sürecinde Gelişmekte Olan Piyasalardaki Gelişmelerin Uluslararası Ekonomi Politiğin Üç Ana Yaklaşımı Açısından Değerlendirilmesi

 İnsanların sağlığını tehdit eden Covid-19, aynı zamanda küresel ekonomik krizi de beraberinde getirmiştir. Bu bağlamda, devletler krizden en az zararla kurtulabilmek için tedbir paketleri açıklamıştır. Bu paketlerle devletlerin, ekonomiye müdahalelerinin ne denli faydalı olacağını, ekonomideki yıllık büyüme/daralma oranları gösterecektir. IMF’in yayınladığı raporda, Avrupa’da toplamda %7,3 daralma olacağı ve işsizlik oranlarının da yükseleceği öngörülmektedir. Bu bağlamda, devlet ile ekonomi arasındaki ilişkiyi çözümleyebilmek adına üç temel yaklaşımı ele almak gerekir; Merkantilizm, Liberalizm ve Marksizm. Pandemi sürecinde gelişmekte olan piyasaları analiz ederken Merkantilizm, bu süreci, temel olarak devleti baz alan, ulusal ekonominin amacını ulusal ekonomik kalkınma ile devletin gücünü arttırmak olarak esas alan, ekonomik etkileşimdeki temel mantığı devlet kontrollü piyasa üzerine kuran, ekonomik etkileşimin doğasını ise çatışma, rekabet ve göreli kazanç olarak gören, siyaset ve ekonomi ilişkisinde bu iki kavramın bütünleşik değerlendirip, ekonominin devletin gücünü değiştireceğini ve ekonominin politikaya bağımlı olduğunu kabul eden ve bunun yanında siyasi rehber olarak yurt içinde sektörel müdahale içeren sanayi politikalarını, yurt dışında ise sınırlı, korumalı stratejik bir ticaret odaklı süreç olarak değerlendirir. Covid-19 sürecinde merkantilist bir tavır sergilemektedir. Bankalar ve yarı resmi kurumlar üzerinden güdülen nakit transferleri, borç ertelemeleri, vergi ve kredi kolaylıkları/ertelemeleri gibi maliyet doğuran ekonomik müdahaleler örnek verilebilir. IMF Raporu’na göre, Türkiye’de %5’lik bir daralma, oranında enflasyon seyri, %0,4’lük bir cari açık ve .2 oranında işsizlik tahmini öngörülmektedir. Bu verilere rağmen, 2021 yılı için %5’lik bir büyüme öngörülmüş fakat bir sene içerisindeki ’luk bir fark öngörülmesine karşın, işsizlik oranının de kalacağı öngörülmüştür. Bu oransal dengesizlik bir yılda Covid-19'un sınırlandırılması tahmininin doğruluğunu aza indirgemektedir.

Covid-19 sürecini ekonomik açıdan irdeleyebilmek için sunulan yaklaşımlardan biri Liberalizmdir. Temelinde özel aktörleri baz alan, ulusal ekonominin amacını bireylerin refahını arttırmak olarak benimseyen, ekonomik etkileşimdeki temel mantığı arz-talep çerçevesinde serbest piyasa olarak ele alan, ekonomik etkileşimin doğasını aktörler arası uyum, mutlak kazanç olarak gören, siyaset ve ekonomi ilişkisini birbirinden ayrı tutan, siyasi rehber olarak ise yurtiçinde serbest ticaret ve minimal devlet, uluslararası platformda ise serbest ticaret ve sermaye akımları olarak belirler. Bu süreçte serbest piyasa ekonomisini belirleyen ABD’li yatırımcıların Çin’den çekilmesi liberal yani dışa açık ekonomilerin istemsizce içe kapanık bir hale dönüşmesi tahminini doğurur. Bu da küresel kapitalizmin gidişatının nereye varacağı sorusunu doğurur. Bu bağlamı yorumlamak gerekirse, şirketler bu aşamayı her ne kadar petrol fiyatlarının düşüşü sebebiyle ya da modellerin değiştirilmesi söz konusu olsa da bunun ABD gibi liberal çevrelerce reddedileceği söylenebilir. Çünkü evden çalışma biçimleri geliştikçe, çalışma stilleri değişecek yani rekabet piyasaları ortaya çıkacaktır. Bir diğer öngörü ise, bu düzenlemeler grev yasaklarıyla başlayacaktır. Özellikle ABD gibi serbest piyasa ekonomisinin yüksek oranda uygulandığı ülkelerde Covid-19 gibi WHO’nun pandemi olarak ilan ettiği küresel bir salgın söz konusu olduğunda liberal ekonomiyi kayıt dışı bırakmadan bile olsa Merkantilist politikalar uygulamaktadırlar. Buna örnek olarak, faiz oranlarını uzun bir süre daha düşük tutmak, kısa vadede dezenflasyon beklentisine ve ABD’li yatırımcıların başta Çin olmak üzere küresel piyasa da geri çektirilmesi gibi örnekler verilebilir. Ayrıca ABD Merkez Bankası Dallas Şubesi Başkanı Robert Kaplan’ın tahminlerine göre pandemiden dolayı, ABD ekonomisinde tarihi bir daralma görüleceği ve daha fazla teşvike ihtiyaç olduğu belirtilmiştir. Kaplan’a göre 2020’de %4-5 oranında küçülme yaşanacaktır.

Covid-19 süreciyle ilgili üçüncü yaklaşım olan Marksizm, temel birimi olarak işçi sınıfını temel alan, ulusal ekonominin amacını sınıf çıkarlarını desteklemek olarak belirleyen, ekonomik etkileşimdeki temel mantığı ulusal ve uluslararası alanda işçi sınıfı hakimiyetinde piyasalar olarak baz alan, ekonomik etkileşimin doğasını sınıflar ve devletlerarası çatışma ve sistemin hakim gruba hizmet etmesi olarak gören, siyaset ve ekonomi ilişkisinde politikanın ekonomiye, alt ve üst yapıya bağımlı olduğunu savunan, siyasi rehber olarak ise yurtiçi alanda korumacı ve ithal ikameyi esas alıp uluslararası alanda kapalı ekonomiyi esas alan bir yaklaşımdır. Covid-19 sürecinde dünya ülkeleri ülke genelinde karantina ve izolasyon gibi büyük tedbirler uygulamak zorunda kaldıkları için Çin gibi nüfusu kalabalık ve üretim bandı yüksek olan ve Marksist politikalarla ekonomisini yürüten ülkeler, küresel piyasa anlamında ilerleyen yarı çeyrek dönemde ekonomide ciddi bir daralma ile karşı karşıya kalacaktır. Bu tahminlere rağmen, alınan medyatik bilgilere göre, Çin ekonomisinin küresel piyasada hisse yatırımlarının devam ettiği, yatırımların arttığı ve bu krizler baz alınarak bir daralma görülse bile bunun dört ay gibi kısa bir sürede atlatılabileceği dünya basınına gösterilmektedir. Diğer bir yandan Covid-19 virüsünün Çin’in Wuhan kentinden çıktığı düşünüldüğü için ülkelerin ihracat yapan şirketleri diğer ülkelerdeki alıcıların Çin dışındaki ülkelerden tedarik yolunu tercih etmesi, bu ülkelerdeki Çin pazarlarını ciddi derecede etkileyebileceği düşünülmektedir. Bu süreçte ülkelerarası dengeli bir ekonomik tablo kalabilmesi için Çin’in global şirket alımları durdurulmalı ve Çin’in BM’ de mercek altına alınması gerekmektedir. Bu yorumun dayanağı ise, Wuhan’dan gelip; New York, İstanbul ve Londra gibi şehirleri paralize edip, iflasa sürükleyen virüsün dibindeki finans merkezi Şangay ve Pekin’de salgın halinde olmamasıdır

YORUM EKLE